Perşembe, Mart 15, 2012

İzmir'de İlk Sosyal Medya Uzmanlığı Sertifika Programı

Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü danışmanlığında açılan program 9 Nisan'da başlıyor. Bilgi için: http://yusem.yasar.edu.tr/?p=335

Çarşamba, Şubat 29, 2012

Canon'dan fotoğraf makinesi hediye

Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarak Canon 600D , Manfrotto tripod ve Kata sırt çantası kazanma şansı yakalayın! http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/ sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.

Salı, Ocak 03, 2012

Van'da: "Ve Hayat Yine Devam Ediyor"

Van depreminin ardından şehirde kalanlarla hayat bir şekilde devam ediyor. Ama ne zorluklarla. Çocuklarımız sıcak yataklarında uyuyup, sıcacık okullarına gidiyorlar. Yağmur yağdığında, biraz ürperdikleri zaman hasta olurlar diye aklımız başımızdan gidiyor. Oysa aynı ülkede, aynı bayrak altında binlerce çocuk zor koşullarda eğitim görmeye çalışıyor. Van Erciş'te çocukların sesini sosyal medyadan tüm ülkeye duyurmak için bir blog var: http://ercisingencsesi.blogspot.com/. Videolarla da orada yaşananları anlatmaya çalışıyorlar.
http://www.youtube.com/watch?v=ypMrAB2Jih0&feature=share
Vakit buldukça güncelliyorlar.
Van'da hayat tüm zorluklara rağmen devam ediyor. İletişim sektörünün sesi biraz daha yüksek çıksa ve oradaki çocukların koşullarına derman olsa keşke. Kampanyalar, yardımlar yılbaşı öncesi durdu. Güvensizlik ortamı insanların hevesini az da olsa kırdı, ama hayat devam ediyor, kalan sağların sağ sağlim kalması ve yaşamlarını iyi koşullar altında sürdürmesi ise yapılacak yardımlara ve yatırımlara bağlı. Unutmayalım, orada hayat mücadelesi veren çocuklar bizim çocuklarımız olabilirdi.

Perşembe, Aralık 22, 2011

Yeni Yılınız Yeni Yıl Kartlı Olsun

Posta kutusunda cicili-bicili yeni yıl tebrik kartı göreli 10 yılı geçiyordur, herhalde. Kırmızı zemin üstüne koyu yeşil noel ağaçlı, ak sakallı tombul noel babalı, yıldızlı, kar taneli, simli, boncuklu yeni yıl kartları gelen yeni yılın coşkusunu arttıran güzellikler olmaya hala devam ediyor. Kırtasiyelerin önünde birbirinden güzel kartları gördükçe onları seçip, içine herkese özel mesajlar yazdığımız, bazen küçük hediyeleri ekleyerek arkadaşlarımıza, akrabalarımıza gönderdiğimiz günleri anımsıyor insan.

Halkla ilişkiler sorumlusu olarak çalışanlar bilirler, bazı işyerlerinde tebrik kartlarını zarflama, kaydırmadan etiketleme görevi son derece angarya gelen ve bitmeyecekmiş gibi her yıl tekrarlanan bir iştir. İsme yazılsa bile- metnin tamamı yöneticinin el yazısıyla yazılmaz, gönderilen tebrikler kağıt ve para israfının ötesine geçmez.  Bugün tebrik kartlarının yerini e-kartlar aldı. Bazıları grafik tasarımcılar tarafından özenle, kurumsal kimliğe uygun olarak hazırlanıyor ve güzel çalışmalar ortaya çıkıyor. İşyerindeki kart zarflama angaryasının kısmen bitmiş olması sevindirici. Bu kartlar yerine ulaşıyor ama ne kadarı açılıp okunuyor ve cevap yazılıyor, ne kadarı spam mesajı haline geliyor; istatistiğini bir ara ortaya çıkarmak lazım.

Tebrik kartlarının yerini alan e-kartları arkadaşlarınıza göndermek için kullandığınızda ilişkileri de spam haline getirmiş olmuyor muyuz? Tıpkı bayramlarda gönderilen toplu mesajlar gibi e-kartların tek farklı renkli görsel sunumları.  Oysa arkadaşlıklar, iş ortamında birlikte farklı hedeflerde çalıştığınız kişilerle ilişkiler emek ister, ilgi ister, önem verilmek ister. Sarılıp yeni yılını kutlayamadığınız kişilere el yazınızla “özel” mesajlar yazarak gönderdiğiniz tebrik kartı bir hediye kadar hatta bazen hediyeden daha değerli hale gelebilir. Günlerce ofisin panolarını süsleyebilir. Güzel bir kart aldığımızda geçmişte olduğu gibi uzaktaki sevdiğimize, saygı duyduğumuz bir büyüğümüze dokunmuş, onunla saatlerce yüz yüze konuşmuş gibi olabiliriz. Ancak bir çoğumuz değil kart göndermek, e-kart göndermek yerine Facebook ya da Twitter’a duvar mesajı yazarak topluca yeni yılı kutlayıverecek.

Bu yıl ben de kart yollayamıyorum, ama kendi e-kartımı kendim yaptım, oğlumun çizdiği noel ağacıyla. Göndermek istediğim 5-10 kişinin ismine özel göndereceğim, hatta yabancı arkadaşlarıma çoktan gönderdim. Belki de üşenmem, yine bizim mahalledeki kırtasiyeye gider, en pullu parlağından bir kart alır yollarım, uzaklardaki sevdiklerime, büyüklerime.  İçine sevgimi, özlemimi, saygımı, iyi dileklerimi koyarım.
Yeni yılınız kutlu, mutlu, yeni yıl kartlı olsun.
Ferah Hoca- İzmirli

Pazartesi, Ekim 10, 2011

Leeds, Halkla İlişkiler Kongresi’nin Ardından

Sonbaharın yapraklarını yeni dökmeye başladığı İngiltere’de halkla ilişkilerle dolu keyifli üç günün özeti: EUPRERA, Avrupa Halkla İlişkiler Araştırmaları Birliği tarafından 8-10 Eylül tarihleri arasında İngiltere’de Leeds Metropolitan Üniversitesi’nde düzenlenen Euprera Annual Congress 2011’deki ana tema Türbülans Zamanında Halkla İlişkiler idi. 2008 ekonomik kriziyle eş zamanlı gelişen sosyal medya uygulamaları halkla ilişkiler kavramını ve uygulamalarını kökten değiştirdi. Bu değişim süreci tıpkı türbülansa girmiş uçaklar gibi işletmeleri ya düşürdü ya da sarsıntının sonuçlarıyla yollarına devam etmelerine izin verdi.

Üniversitelerin halkla ilişkiler alanındaki öğretim üyelerinin ve sektör temsilcilerinin katıldığı kongreye üç konu damgasını vurdu: Engagmenet (bağlılık elde etmek), framing (olguların çerçevelenmesi) ve Sosyal Medyanın örgütsel iletişimde vazgeçilmez bir iletişim kanalı olması. Sosyal medyanın farklı ilişkiler düzeyinde tartışılıyor olduğunu görmek ilgi çekiciydi. Çalışanlarla iletişim, yatırımcılarla iletişim, paydaşlarla iletişim, yönetişim amaçlı sosyal medya kullanımı, online basın bültenleri sosyal medya ile ilgili sunulan bildiriler arasındaydı. İşletme yönetimi kabullenmesi zor ama olumlu sonuçlar getiren, bir nevi acı ilaç olan sosyal medyanın çalışanlarla iletişimde kullanılmasıyla ilgili çeşitli örnekler paylaşıldı. Özellikle Lufthansa örneği acı ilacın etkisini somut sonuçlarla ortaya koydu. Hemen her oturumda ve panelde konu dönüp dolaşıp sosyal medyanın gücüne geldi.
Kongrede sunulan bildiriler yanında keynote konuşmacılar da oldukça dikkat çekiciydi. ABD Savunma Bakanlığı’ndan Robert Hastings, konuşmasından çok sorulan sorular ve verdiği cevaplarla akılda kaldı. “Kuruluşların tamamen şeffaf olabilmesi mümkün mü?” sorusuna şeffaflık yerine paydaşlara yönelik güven inşa etmenin önemini vurguladı- soruyu tamamen şeffaf olunamayacağını ekleyerek cevapladı. Hastings, çalışanlarına blog yazmalarını tavsiye ettiklerini söylerken Türkiye için hayal gibi bir uygulamayı anlattıyor gibi geldi. Etkinlik kapsamında özel oturumlardaki konuşmacılardan Yeni Zellanda Waikato Üniversitesi’nden David McKie, duygusal zeka, entellektüel zeka, ekolojik zeka (en az ilgi gören olduğunu vurguladı), kültürel zekanın işletme yönetimi uygulamalarına katkılarından söz etti. Ayrıca krizlerde proaktif davranmanın mümkün olamayacağını onun yerine gelişmelerin izlenip eyleme geçilmesinin söz konusu olduğunu söyledi. McKie, Wikileaks’in gizli kalanları ortaya çıkarmasını takdirle karşıladığını, günümüzde hiçbir şeyin gizli kalamayacağını ifade etti. Uydu bağlantısıyla kongreye Kanada’dan katılan CIPR’dan Daniel Tisch, sosyal medyanın markaları daha ulaşılabilir ve küçük hale getirdiğini belirtirken, Toronto Polis Teşkilatının Twitter’ı aktif olarak kullandığını söyledi.

Kurumsal İletişim konusunda kitaplarını okuduğumuz Joep Corneilsen ise çerçeveleme konusunu güncel örneklerle anlattı. Olguları çerçevelemenin ve sunumunun stratejik değişimde önemini dile getirdi.
EUPRERA Leeds Kongresinde Halkla İlişkiler Enstitüsü ve Euprera Özel Ödülü, Sosyal Medya İletişimini Yönetmek için bir Çerçeve Geliştirmek konulu bildiriye verildi. Leipzig Üniversitesinde Sosyal Medya ile Yönetişim konusunda doktora tezi yazan bir öğrenci ve arkadaşına verilen bildiri ödülü jüri üyeleri tarafından takdirle karşılandı.

Kongredeki diğer konu başlıkları:

-Halkla ilişkilere ekonomerkezli yaklaşım

-Kurumsal sosyal sorumluluk: cemaat oluşturma veya vitrin süsleme

-Facebook’ta B2C paydaş ilişkileri yaratma ve yok etme

-Yeni paydaşlarla baş etmek için Web 2.0’da yatırımcı ilişkilerini geliştirmek

-Paydaş ilişkilerinin türbülans zamanında yönetişimi

-Özel ve kamu kuruluşlarında kurumiçi kriz yönetimi ve kriz yönetimi: sosyal medya üzerinden örgütsel değişim

-“Güven Stratejisti” olarak halkla ilişkilerin rolü: türbülansla ortaya çıkan uzmanlık alanı

-Halkla ilişkilerin türbülans yaratma rolü: hayal sosyal sorunlar

-Sosyal değişimin sağlanmasında kültürel aracılar olarak halkla ilişkiler uygulayıcıları

-Halkla ilişkilerde yatırımların geri dönüşü

-Narsist toplumların düşüşü ve halkla ilişkilerin yükselişi: Ekonomik krizin ahlaki konularında yansımalar

-Halkla ilişkiler uygulamalcıları için sosyal sermayenin rolü

-Türkiye’deki iletişim danışmanlığı ajansları türbülans zamanında nasıl kurtuldular?

(Ebru Uzunoğlu, İzmir Ekonomi Üniversitesi, Ferah Onat, Yaşar Üniversitesi)
Kongre’de okullarda öğretim üyeleriyle ve sektör temsilcileriyle yıllardır tartıştığımız halkla ilişkilerin adı, rolü, kadınların kariyerleri gibi konular Leeds’de de konuşulanların hatta sunulan bildirilerin konu başlıkları arasındaydı. Sunumlar arasındaki sohbetlerde gözlenen halkla ilişkiler mesleğinin adı hala sorgulandığıydı; hatta EUPRERA yönetimi bir ara Kurumsal İletişim kavramını adının içine koyarak isim değişikliğine gitmeyi düşünmüş. Kurumsal olmayan iletişimi de adın içine nasıl koyacaklarını bilemediklerini oturumlar arasındaki keyifli sohbetlerde paylaştılar.

Leeds’deki etkinliğe Türkiye’den sadece iki öğretim üyesi katıldı. Kongrenin 2012 organizasyonu İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından 20-22 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek. Leeds’deki Kongreye katılanlar İstanbul organizasyonunu dört gözle bekliyorlar. Gelecek yılki organizasyona Türkiye’den katılım mutlaka daha fazla olacak. EUPRERA tarafından düzenlenen bir sonraki etkinlik olan 2012 Bahar Sempozyumunun konusu ise Avrupa’da Kamusal ve Sivil Toplum iletişiminde Web 2.0 olacak. Avrupalı meslektaşlarımız da bizler gibi sosyal medyanın iletişim sektörüne getirdiklerini ve getireceklerini tartışmaktan yorulmayacaklar gibi gözüküyor.


Yard. Doç. Dr. Ferah Onat

Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi

Çarşamba, Temmuz 06, 2011

YAZ TATİLİ Mİ VE İNTERNET TATİLİ Mİ?

Yaz tatili geldi, üç ay boyunca uzun ve sıcak yaz günlerinde evde kalan çocuklarımız ne yapacak? Yaz okulları ateş pahası, spor okulları sadece yarım gün zaman dolduruyor, yazlık tutmak maliyetli, köye gittik mi kısa sürecek. Üstüne doktorlar televizyondan sık sık saat 10-16.00 arası çocukların güneşe çıkmasının çok sakıncalı olduğunu söylerken en çok 100 metrekareye tıkılmış apartman dairelerinde çocuklar ve ergenlik çağına gelmiş gençler için yapılacak en zararsız eğlence bilgisayar ve televizyon olarak gözüküyor. Çocuklarımız, televizyon karşısındaki edilgen durumlarından kurtulup etken duruma geçebildikleri bilgisayarı kullanmayı tercih ediyorlar. Bilgisayarda internet sayesinde sosyal ağlara girip kendi arkadaşlarıyla iletişim kurmak, onlarla eğlenceli videoları paylaşmak hatta kıyasıya mücadeleyle oyun oynamak bu aralar en heyecan duyarak yaptıkları eylemler arasında. Anneler içten içe memnun, çünkü çocukların arkadaşları eve gelmedikleri için ev dağılmıyor, çocuk ta dışarı gitmiyor. Hatta bilgisiyar ve internet önemli bir ödül, onların sayesinde verilen yemekler yenebiliyor, dişler fırçalanıyor ve istenen çok şey yaptırılabiliyor.
SOSYAL AĞLAR ÇOCUKLARA UYGUN MU?
Ya da soruyu şöyle sorsak:İnternet, hatta bilgisayar çocuklara uygun mudur? 80’lerde çocuk olmuş birçok anne-baba, bilgisayarın zaman geçirmek için çocuklara uygun olmadığını söyleyecektir. 90’larda çocuk olmuşlar içinse çocukların sosyalleştiği, oyunlar oynayıp vakit geçirdiği, yeni şeyler öğrendiği önemli bir boş vakit değerlendirme aracı. Ancak işin özünde bilgisayar çocukların fazla ayak altında dolaşmadan, kimseyi rahatsız etmeden mutlu mutlu anne-babalarının gözleri önünde vakit geçirdikleri oyuncak, internet te bilgisayara can veren kan veren sihirli bir şey. Çok yönden sosyal ağlar, sadece Facebook değil, çocuklar için Türkiye’de oluşturulmuş sosyal ağlar da dahil çocukların apartman katından sosyalleşebildiği ya da öyleymiş gibi göründüğü sanal ortamlar.
Ancak sosyal ağlar çocuklarımız için kentin tozlu sokakları kadar tehlikeli hatta bazı yönlerden çok daha fazla tehlikeli. Çocuklarımızı sokakta elimizi tutmaları için uyardığımız “çocuk toplayıcılar”, “gulyabaniler” internette pusuda bekliyor. Çocuklarla bir çocuk gibi arkadaşlık kurup onların adreslerini tespit ettikten sonra kaçırmak isteyenlerle dolu ağlar. Ailelerin isimlerini öğrenip çocuklarını kaçırıp tehdit edenler, çocuklara internet üzerinden bir şeyler satın almanın gizli yollarını öğretenler, çocuklara cinsel, dinsel ve ruhsal içerikli videolar gönderenler ve daha nicesi sizin hayal gücünüze, gözleminize kalmış. Bunların dışında sosyal ağlara girmeden de çocukların kendi başlarında arama motorlarından ulaşabileceği çok fazla tehlikeli içerik narin çocuk ruhlarını kirletmeyi bekliyor. Yaz tatili 22 Ağustos, yani internet yasaklarından çok önce başlıyor. Hoş internet yasakları neye ne şekilde sınır koyacak, kullanıcıları sınırlandırıp sinirlendirmenin ötesine gidecek mi belli değil. Yasaklar çocuklar için hazırlanmış oyunların da çoğunu kapsamıyor. Yeni kahraman Süpercan bile bir yandan çocuklara meyvenin faydalarını anlatırken diğer yandan çocuklara kılıç sallamayı, ateş etmeyi öğretiyor, çocuklar için hazırlanmış sosyal ağlarda çeşitli yararlı oyunlar bulunuyor ama onların da kuruluş nedeni tamamen bu ağların şirketlere reklam mecrası olarak pazarlanmasını hedefliyor.
Çocuklar sosyal ağlarda yer almakta ısrar ediyorlarsa sosyal ağlardaki tehlikelerden çocuklarımızı korumak için neler yapalım?

Yard. Doç. Dr., Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi, İkiz çocuk annesi.
Daha fazlası için: http://www.microsoft.com/security/family-safety/childsafety-internet.aspx
Habertürk Gazetesinde Çıkan Yazı

Perşembe, Mayıs 26, 2011

Halkla İlişkiler Öğrencilerine Kariyer Tavsiyeleri

Yaşar Üniversitesi Kariyer Günleri kapsamında düzenlenen “Kariyer Sohbetleri” etkinliğinde Halkla İlişkiler dünyasının önemli isimleri, sektörde başarılı olmanın sırlarını öğrenciler ile paylaştı.

İletişim Fakültesi tarafından Selçuk Yaşar Kampüsü Konferans Salonu’nda düzenlenen “Halkla İlişkiler’de Kariyer” isimli söyleşiye Kipa Kurumsal İletişim Müdürü Ayşe Narin ve Denove PR Kurucusu Önder Kiremitçi’nin konuşmacı olarak katıldı.

“Başarının yolu strateji oluşturmaktan geçiyor”

Halkla İlişkiler sektöründe başarılı olmanın sırlarını sıralayan Denove PR Kurucusu Önder Kiremitçi, acil olmayan önemli işleri yapanların ve strateji oluşturanların başarıyı yakalamada daha önde olacağını savundu. Dünyada başarılı ünlü isimlerin hayatından örnekler ile öğrencilere öğütler veren Önder Kiremitçi, “Obama’nın Baş Metin Yazarı olan Jon Favreau 27 yaşında ve onun seçim konuşmalarını yazıyor. O sizden benden farklı bir insan değil. Kendisi sadece ABD Siyasi Tarihi konusunda herkesten daha çok bilgili” diye konuştu. Her yıl yaklaşık 8 bin kişinin İletişim Fakültelerinden mezun olduğuna dikkat çeken Kiremitçi, “Bu mezunlardan çok az sayıda insan iş bulabiliyor. Rekabet artık piyasada çok yüksek, bununla baş etmek için çok çalışmanız ve çok okumanız gerekiyor.” dedi.

“Kurumsal İlişkiler ile Halkla İlişkiler İç İçe geçti”

Söyleşide daha sonra Kipa Kurumsal İletişim Müdürü Ayşe Narin söz aldı. Kavramların son dönemlerde değiştiğini kaydeden Narin, Kurumsal İlişkiler ile Halkla İlişkilerin iç içe girdiğini, şirketlerde Kurumsal İlişkiler Departmanlarının kurulduğunu ancak Halkla İlişkilerin daha geniş kapsamlı olduğunu belirtti. Halkla İlişkiler ve Kurumsal İletişimde başarılı olmanın tek yolunun işi sevmek olduğunu belirten Narin, “Eğer bu işi sevmiyorsanız yapamazsınız. Eğer sevmiyorsanız hemen vazgeçin. Başarılı olamazsınız” diye konuştu.

İkiliden iyi bir Halkla İlişkilerci olmanın püf noktaları:

• Strateji oluşturun

• Plan yapın

• Türkçe'yi iyi öğrenin

• İyi bir metin yazarı olun

• Gündemi takip edin

• Güncel dergi ve kitapları okuyun

• Kendinizi sürekli geliştirin

• Algılarınız her zaman açık olsun

• İşinizi sevin

• Gayretli ve Enerjik olun

• Bilgili ve Genel Kültürlü olun

• Kendinizi donanımlı yetiştirin

Mayıs 2011, Yaşar Üniversitesi
Yazan: Uğur Şahin Umman- Yaşar Üniversitesi MYO Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Öğrencisi